Giriş Gelişme Sonuç

Çanlar Kimin İçin Çalıyor?

1
Posted: 20 Aralık 2015, 14:00   /   by   /   comments (1)

Uzun zamandır sponsor arayışı içinde olduğu bilinen Trek takımı geçtiğimiz hafta içinde yeni sponsorluk anlaşmasını basına duyurdu.  Buna göre Amerikan menşeli takım İtalyan kahve üreticisi Segafredo’yla iş ortaklığına giderek bütçesini  %30-40 civarında arttırdı. Buna karşılık, takımın yeni adı gelecek üç yıl boyunca Trek-Segafredo olacak. Peki neden bir İtalyan kahve firması bir Amerikan bisiklet takımına sponsor olur? Markanın kurucusu Massimo Zanetti bu durumu şöyle açıklıyor; ”Küçük bir çocukken babam beni Giro d’Italia’da bir etaba götürdü. Orda Coppi ve Bartali’yi gördüm. Coppi’de pembe mayo, Bartali’deyse İtalya şampiyonluk mayosu olan tricolour vardı. Etkilenmiş ve hatta büyülenmiştim. İşte o gün  kendime er yada geç bir bisiklet takımına sponsor olacağıma dair söz verdim.” Gerçekten de profesyonel iş yaşamında alınan bu önemli kararlar romantik nedenlere mi dayanıyor? Cevabı tabi ki hayır.

Segafredo için ilk öncelik hem İtalyan pazarındaki payını arttırmak hem de Amerika gibi yeni pazarlara açılmak olacak. Bu doğrultuda da takımın 2017 transfer hedefinin İtalyan Vincenzo Nibali ve Amerikalı Tejay Van Garderen olması tesadüf olamaz. Belki bu örneklere İtalyan sponsorunu memnun etmek için kadrosuna Enrico Battaglin’i katan Lotto-NL Jumbo ile Asya’daki bisiklet satışlarını arttırmak isteyen Lampre-Merida’nın Japon Yuki Arashiro transferini de ekleyebiliriz. Tüm gelir kaynağı sponsorluklar olan bisiklet takımları için bunlar alınması son derce basit kararlar. Ancak söz konusu 2017 olduğunda ekonomik kaygı içinde olan yalnızca bisiklet takımları değil. Aksine takımların geleceğini de bir bilinmeze iten yarış organizatörü ASO (Amaury Sport Organization).

2

 

Savaş Sanatı

UCI(Uluslararası Bisiklet Federasyonu) ile ASO ve onun en güçlü silahı Tour de France arasındaki savaş son olarak ASO’nun UCI reformlarını reddederek yarışları 2017 World Tour takviminden çıkaracağını açıklamasıyla yeni bir boyut kazandı.

Bu savaşın kökleriyse 1980’lere kadar uzanıyor. O dönemde UCI hangi takımın büyük turlara gideceğini yıl içindeki takımların kazandığı puanlara ve Dünya Şampiyonasına göre belirliyordu. UCI’nin koyduğu bu katı kural hangi takımların büyük turlarda yarışacağına müdahil olamayan ASO’yla arasında anlaşmazlıklara neden oldu. UCI’nın bu kuralla ulaşmak istediği amaç ise spora süreklilik kazandırmak ve bisikleti tüm paydalarıyla birlikte geliştirmekti.

Tarihler 2003’ü gösterdiğinde dönemin UCI başkanı Hein Verbruggen etkisi günümüze kadar gelen yeni bir sistemin temellerini attı. Bu yeni sisteme göre her yıl 30 ila 50 yarış olacak ve bu yarışları günümüze Word Tour olarak evirilen o zamanki adıyla ProTour olan  20 ile 22 takım koşacaktı. UCI’nin ulaşmak istediği hedef yine aynıydı. Spora istikrar kazandırarak sponsorların bisiklete olan ilgisini arttırmak.

Ancak bu yeni konseptin herkesi mutlu ettiği söylenemez. 2004’un Kasım ayında Fransa turu direktörü Christian Prudhumme UCI’nin almış olduğu kararı şu sözlerle eleştirir;”Bir ProTour takımı kötü geçirdiği bir sezonun ardından hala yerini koruyabiliyorken, ProTour içinde yer almayan başarılı bir takım bir üst basamağa çıkamıyor.”

Dönemin ASO başkanı Patrice Clerc’in ise UCI’nin aldığı başka bir karara itirazı vardır. Bu karar TV haklarından elde edilecek gelirin paylaşılması üzerineydi ki Clerc 2008 yılında yaptığı açıklamada TV haklarının paylaşılmasını öngören bir sistemin parçası olmayacaklarını açık bir dille ifade etti. 2005 yılında yeni UCI başkanı Pat McQuaid olduğunda ASO bu sefer yeni başkandan ProTour takımlarının 2007’de 18’e 2008’de de 16’ya indirilerek kendilerine daha fazla wild card imkanı sağlanmasını istedi.

2014 yılına gelindiğinde 11 World Tour takımı bir araya gelerek Velon adı verdikleri yeni bir iş modelinin ilk temellerini attılar. Amaçları ASO’nun sahip olduğu pastadan daha fazla pay almak olan Velon takımları bu doğrultuda bisikletlerine GoPro kameralar yerleştirerek kendilerine ufakta olsa bir yayın geliri yaratmayı başardılar. Aynı zamanda Dimension Data adlı şirketin istatistiki veriler sağlayabilmesi için bisikletlerine GPRS  yerleştirilmesine izin veren Velon kendi ekonomisini yaratmaya başladı.

Güç dengelerinin giderek bisiklet takımlarına kaydığını gören UCI World Tour takımlarına 3 yıllık lisans vermeyi de öngören bir dizi reform hareketlerine girişti. Tüm bu gelişmeler güçlenen Velon ve UCI karşısında ASO cephesinde endişe yarattı ve ASO yaptığı açıklamayla elinde bulundurduğu Fransa Turu, Paris-Nice, La Vuelta, Paris-Roubaix ve Liege-Bastogne-Liege gibi bisiklet takviminin önemli yarışlarını 2017’den itibaren World Tour takviminden çekeceğini açıkladı. Elbette bu tarz bir kararın bisiklet sporunun tüm paydaşları için kaçılmaz sonuçları olacağı aşikar ancak en büyük zararı bisiklet takımları ve bisikletçilerin  göreceğini şimdiden öngörmek  hiçte zor değil.

3

Sponsor Yoksa Takım da Yok

Bisiklet sahip olduğu kendine özgü ekonomik modelin doğası gereği gişe hasılatı yahut yayın gelirleri gibi önemli gelir kaynaklarına sahip değil. Bu durum onu reklam verenlere daha da muhtaç hale getiriyor. Öyle ki takımlar değişen sponsorlarla birlikte neredeyse her yıl isim ve renk değiştirmek zorunda kalıyor. Ancak bisikletin kendine özgü bu doğası panzehirini de  içinde barındırıyor. Keza bisiklet bir markanın reklamını yapmaya son derece elverişli bir spor branşı.

Her yıl  on beş milyona yakın insan 3 haftalık Fransa turunu yol kenarından takip ediyor ve yirmi bir etabın tamamı 5-6 saat süren canlı yayınlarla ekran başındaki izleyiciyle buluşuyor. Üstelik Fransa turunun Olimpiyat Oyunlarını andıran kendine has tarihi dokusu onu reklam stratejilerinin önemli bir parçası haline çoktan getirmiş durumda. Hal böyle olunca da bir bisiklet takımına maddi destek olmaya hazırlanan firmanın aradığı ilk şart o takımın dünyanın en zorlu ve prestijli spor olayı olan Fransa turunda yarışacak olması geliyor. 2017’ye kadar bu kriteri yerine getirmenin yolu World Tour lisansına sahip olmaktı ancak ASO elindeki yarışların 2017 yılından itibaren Hors-Categorie-HC yarışlarının takvimine indirileceğini açıklamasıyla işler bir anda değişti.

Bu durumun bisiklet takımları ve bisikletçiler açısından iki önemli sonucu olacak. Bunlardan ilki HC kategorisine inen başta Tour de France ve La Vuelta olmak üzere ASO’nun elinde bulundurduğu tüm yarışlara World Tour, Pro Continental ve Continental lisansa sahip takımların yalnızca %70’nin katılabilecek olması. Hali hazırda zaten zor olan yeni sponsorluk anlaşmaları Fransa turunda yarışma garantisi veremeyen takımlar için yeni bir kabus haline gelecek. Bir başka yönüyle de takımların UCI’nin World Tour lisansına sahip olmasının  önemi azalacak. Bu durum World Tour yarışlarında elde edilecek puanları hatta yarışlardaki mücadele seviyesini dahi etkileyebileceği düşünülebilir.

ASO’nun aldığı kararların bir diğer yansıması da takımların katılacağı yarış sayısında olacak. ASO’nun başarıyı ödüllendiren ”Avrupa Modeli” yalnızca en başarılı takımların büyük turlarda yarışmasına olanak sağlarken, diğer takımların daha küçük yarışlarda boy göstermesine, böylece yarış kazanma şanslarını arttırmasına dayalı bir sistem. Avrupa Modelinden hareketle ortaya atılan bu fikir ASO’nun büyük turlarda neden daha az takım istediğini de açıklıyor. Tabi bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak katılacağı yarış sayısı azalacak takımların kadrolarındaki bisikletçi sayılarında ciddi değişikliklere gitmesi olacaktır. Bu durumda pek çok bisikletçi kendini yeni takım ararken bulabilir.

Bir Çalışan Olarak Bisikletçiler

Her ne kadar her biri birer popüler, modern gladyatörler de olsa genel anlamda bisikletçiler de takımlarına karşı sorumluluklarını yerine getirmeyle yükümlü birer çalışanlar. Üstelik bisikletçilerin diğer spor branşlarıyla karşılaştırıldığında çokta büyük paralar kazanmadığı bir sır değil. Pro Lisans sahibi bir takımın bisikletçisine verebileceği en düşük maaş bedeli 35.000€.’yla sınırlı. Bu bedel yeni profesyonel olmuş bir bisikletçi için 24.000€’ya kadar inebiliyor. Takımın iyi bir domestiğiyse yılda 40.000 ve 100.000€ arası kazanabiliyorken süper domestiklerin banka hesaplarında her yıl 100.000-200.000€ arası bir meblağa yatıyor. Büyük turlarda ilk 10’a girmiş yahut tek haftalık turlarda önemli işler yapan bisikletçilerin maaşlarıysa 300.000 ve 600.000€ arasında değişiyor. Cancellara, Cavendish gibi üst düzey kazananların ise alabildiği maksimum para yıllık 1 milyon ile 3 milyon€ arası.

Bisikletçiler Birliğiyse bu durum karşısında emekli olan bisikletçilerin geleceklerini  güvence altına alabilmek düşüncesiyle ”End of Career Fund” adını verdikleri yeni bir oluşuma gitti. Sendikanın aldığı kararlar doğrultusunda aktif bisikletçiler yarışlardan kazandığı para ödüllerinin %8’ini bu fona bağışlamak zorunda. Fonda biriken paralarla kariyerlerinin sonuna gelen bisikletçilere maddi destek olmayı amaçlayan sendika aynı zamanda bir takım ciddi engellerle de  karşı karşıya. Bu sorunlardan en önemlisiyse büyük turlardan elde edilen para ödüllerinin miktarı. Öyle ki 3 büyük turda yarışan bisikletçilerin toplamda kazandığı  para ödülü yalnızca 4.4 milyon€ ve bu paranın %8’iyle fonda her yıl yalnızca 80.000€ birikiyor. Ayrıca yarışçılar ödül paralarının %2’si de anti-doping çalışmalarına bağışlamak zorunda.

4

Üstelik bisikletçilerin tek endişesi bununla da sınırlı değil. Giderek artan güvenlik endişesi pelotonda artık daha yüksek sesle dile getiriliyor. En son bu sene Almanya’da düzenlenen Eschborn-Frankfur yarışı bombalı saldırı şüphesiyle iptal edildi. Üstelik yarış güzergahında gerçekten patlamaya hazır bir bomba düzeneği de bulundu. Yine Tour de France’da bu sene Champs-Elysees’de bir gösterici polisleri aşarak pelotonun güvenliğine risk oluşturacak şekilde  gösteride bulundu.

Ancak Paris’teki son bombalı saldırıda Stade de France’nin de hedef alınmış olması Fransa turundaki endişeleri daha önce hiç olmadığı kadar ciddi bir boyuta çıkardı. Pelotonun  önde gelen isimlerinden Micheal Rogers’ta konuyla ilgili endişelerini şu sözlerle dile getirdi;”Bu bir süredir aklımın bir köşesinde. Fransa turu gibi tüm dünyanın ekran başından takip ettiği uluslararası bir organizasyon… Pelotondaki bir çok yarışçı da bunu düşünüyor her gün binlerce insanın arasından geçiyoruz ve potansiyel bir atağa karşı son derece savunmasızız.” 

Her Zaman Daha Büyük Bir Balık Vardır.

ASO sahip olduğu Fransa turuyla yıllardır bisikletin büyük balığıyken Giro RCS Media Group’un Vuelta’ysa Unipublic’in elindeydi. Şimdilerde ASO hem Fransa Turuna hem de İspanya turuna sahip olarak spor üzerindeki egemenliğini iyice pekiştirimşken RCS uzun zamandır içinde bulunduğu dar boğazdan kurtulmanın yollarını arıyor. Bu yollardan ilki de Serie B ve İtalya basketbol liginin ticari haklarını da elinde bulunduran medya grubunu elden çıkarmak. Bazı söylentilere göre ASO’nun  RCS’i  satın alabileceği yönünde olsa da işin sonunda ASO bile el değiştirebilir.

Wang Jianlin mal varlığı 30 milyar dolara ulaşmış bir iş adamı. Çin’in bu en zengin iş adamının sahip olduğu onlarca iş kolundan biri olan Wanda Sport Atletico Madrid’in hisselerinin %25’ine sahip olmakla birlikte FIFA Dünya Kupasının da pazarlama haklarını elinde bulunduruyor. Son olarak grup WTC(Dünya Triatlon Müsabakları)’yi satın alırken, Ironman için de kasasından 650 milyon$ çıkardı. Başkanlığını ve CEO’luğunu FIFA başkanı Sepp Blatter’in yeğeni Philippe Blatter’in yaptığı Wanda Sport’un bir sonraki adım olarak Giro’yu satın alması bekleniyor. Sıklıkla dile getirilenlere göreyse 60 yaşındaki Jianlin yalnızca Giro’nun değil tüm büyük turların peşinde.

RCS satışla ilgili henüz herhangi bir açıklama yapmazken Giro’nun direktörü Gianni Mauro yaşanan son gelişmelerle ilgili olarak kurumların, sistemlerin gücü olduğunu dile getirerek ASO karşısında UCI’ ye arka çıktı. Mauro aynı zamanda konuşmasının sonunda reformlara karşı olmadıklarını bir kez daha yeniledi.

5

 

Flamme Rouge

Her ne kadar Fransa Turu gibi bir değeri elinde bulunduran ASO ipleri sıkıca tutuyor olsa da Velon takımlarının turu boykot etmesi de seçenekler arasında. Ancak böyle bir durumda bile Velon üyesi olmayan takımlardan Quintana, Valverde, Nibali, Aru, Bardet ve Pinot gibi önemli bisikletçilerle tur kaldığı yerden yoluna devam edebilir.

Tinkov’un defalarca dile getirdiği bu boykot gerçekleşir mi bilinmez ama giderek değerlenen bir spor olarak bisikletin hali hazırda çözülmesi gereken daha büyük sorunları olduğu ortada. Sağlıklı bir yapının oluşturulması içinse ASO’nun da bazı fedakarlıklarda bulunması şart.

ASO işler istediği gibi gitmeyince topumu da alıp eve giderim diyen çocuktan daha fazlasını yapmalı öyle ki topu  kendi koyduğu kurallarla oynamaya kalktığında uzun vadede bundan en fazla  zararı kendisinin görmeyeceğini kim bilebilir?

Erman ÖNER

Comments (1)

write a comment

Comment
Name E-mail Website

  • 5 Ocak 2016, 23:26 Yılma Halis DÖRTLEMEZ

    bu harika yazıyı yazan/yazanların kalemine sağlık. yazıyla birlikte bisiklet turlarının karlarını yüksek tutabildiği ölçüde kurallarını değiştirme esnekliğini artırdığı bir kere daha vurgulanmış oldu. blatter abinin yeğeninin de boş durmaması ayrıca mercek altına alınmalı kanımca.
    fransa turu tarihi kitabında da kurallar, değişiklikler, güç/iktidar kavgaları üzerinde duruluyor. spor küreselleştikçe daha çok ticarileşiyor. önümüzdeki yaz brezilya’da yapılacak olimpiyat için kaç yoksul yerinden yurdundan edilecek acaba? hangi kentsel alanlar rant konusu olacak? sponsor olmak acaba yalnızca sporu sevecen bir şekilde desteklemek için mi?
    yazının özünün özü olan yine bisiklet emekçilerine olacak gibi.. diğerleri paçayı sıyırır..
    kendimce tek teselli şimdilik bisiklet turlarının kent mekanların rant aracı olarak kullanılmasına elverişli bir etkinlik olmaması.. sahi Fransa turu kendi kentlerinden geçsin diye daha önce rüşvet verildiği hiç olmuş mudur?
    tekrardan yazanların emeğine sağlık…

    Reply