13.Cuma

2015’ten Unutamadığımız 13 Olay

kapak
Posted: 1 Ocak 2016, 15:54   /   by   /   comments (0)

2015, hem dünya hem de ülkemiz için zor bir yıl oldu. Yeni yılın ilk günü de eskisinden kalan problemler ve sıkıntılarla başladı. Spor böyle zamanlarda hepimiz için bir çıkış yolu. Ama maalesef spora dair hatırlanacak çok az şey bıraktı 2015 bizlere. Her şeye rağmen “unutulmazlarımız” arasına girenler de var elbette. Karşınızda yeni yılın ilk gününde, Tandem’in 13. Cuma’sında, krizlerin ve hatıraların arasında 13 unutulmaz olay.


13. Doppi Campioni

İtalya için tarih 12 Eylül’de Roberta Vinci’nin Serena Williams’ı, Flavia Pennetta’nın Simona Halep’i yenmesi ile yazılmaya başlamıştı. Vinci, kadın tenisinin çok uzun süre akıllardan silinmeyecek efsane ismi Williams’ı yendikten sonra sempatik tavrıyla Amerikalı seyircilere “Bugün benim günüm, kusura bakmayın” demesi kortun içindeki o gergin tavrı silip süpürmüştü. Flavia Pennetta için ise Dünya iki numarasını yenmek onu şampiyonluğa taşıyacak olan basamaktı. Final maçı belki yarı finaller gibi sert geçmemişti ama kupa seremonisi görmeye değerdi. İki yakın arkadaşın duygusal görüntüleri İtalya için ilerleyen saatlerde ikincisi de gelecek olan şampiyonluğun başlangıcıydı. Aru’nun hikayesi ise bambaşkaydı. Tüm sezon boyunca sadece La Vuelta için çalışmıştı. 25 yaşındaki Sardunyalı Madrid’e kırmızı mayo sırtında girdiği zaman 3 hafta boyunca verdiği mücadelenin, takımı Astana’nın müthiş takım oyunu onu podyuma çıkarmıştı. Kolay geçmemişti, 20. etaba kadar hiçbir şey kesin değildi. Ama bu, bizim zaten alışkın olduğumuz bir büyük tur zaferiydi. 13 Eylül’ün kazananı ise İtalya olmuştu. Gazetelerdeki manşetler belliydi, “I Campioni Siamo Noi” yani “Biz Şampiyonuz.” -İpek Sezer-

italyanlar

 

12. Çok Kolay Söylüyoruz!

Spor öyle bir noktaya geldi ki artık herkes, sevdiği sporcuya efsane kelimesini kullanmaya başladı. Bu sözcüğü oldukça kolay kullandığımızı düşünüyorum. Efsane kelimesinin altını doldurmak aslında o kadar da kolay değil. Hele Bjorndalen gibi sporcular varken. Aslında 2015 yılında çok özel şeylere imza atmadı. Dünya Şampiyonası’nda bir gümüş kazanmasının üstüne Östersund’da bir etap kazandı ama onun için oldukça sıradan sayılabilir bu. Evet eskisi gibi bütün seneyi domine edemiyor, ama 42 yaşında Martin Fourcade ile yan yana gözükmesi bile yılın olayıdır benim için. O bununla yetinmiyor ve mücadele etmeye hatta kazanmaya devam ediyor. Bu adamın 13 (8 altın) Olimpiyat madalyası, 40 (19 altın) Dünya Şampiyona’sı madalyası ve 175 Dünya Kupası podyumu olduğunu unutmayalım. -Barış İnce-

fourcade

11. Fanny’nin Veliahtı

Hollanda atletizm tarihinde 100-200 dubleleriyle ayrı bir yeri olan Fanny Blankers-Koen’in artık tartışılmaz bir veliahtı var: Dafne Schippers! 2015 Dünya Atletizm Şampiyonası Kadınlar 200 Metre Finali’nde Dafne’nin yaptıkları yılın değil, milenyumun en mühim atletizm olayları arasındaki yerini aldı. Afrika kökenli sprinterlerin son yıllarda domine ettiği 200 metre disiplininde 12 sene sonra podyumun zirvesine çıkan ilk beyaz atlet olurken (Kapachinskaya-2003), Silke Moller‘in 28 senedir kırılamayan şampiyona rekorunu da tarihin derin sularına yolladı. Gelecek vadeden bir heptatletten rekor canavarı bir sprintere dönüştüğü Pekin’de, 100 metrenin kraliçesi Fraser-Pryce’ın ardından Hollanda rekoru kırarak kazandığı gümüş madalyasıyla podyum dublesini de gerçekleştirmeyi başardı. -Sargın Tekşal-

dafne

 

10. Yeşil Dev Sagan

Bisikletin en önemli referans noktalarından biridir Tour de France. Pek çok bisikletçi kariyerinin geri kalanında bu sahnede başardıklarıyla anılır. Tıpkı bu yıl 8. etap olan Mur de Bretagne’yi Froome’nin arkasından yaptığı ani atakla kazanan Alexis Vuillermoz, yahut Mandela gününde Turun ilk Afrika takımıyla etap galibiyetine giderek kara kıtaya esaslı bir selam çakan Steve Cummings gibi. Peki son 3 yılın halihazırda yeşil mayo sahibi bir bisikletçi, değişen kurallara rağmen yeşil mayoyu bir kez daha önemli bir farkla kazanmanın dışında tura daha derin nasıl izler bırakabilir? Mesela zamana karşıları da çıkardığımızda kalan 19 yol etabının 10’unu ilk 5’te tamamlayabilir. Yahut 5 ikincilik ve 2 üçüncülükle Fransa Turu podyumuna tam 7 kere de çıkabilir. Üstelik bunların bir bölümünü bol tırmanışlı zirve finişiyle biten etaplarda, bir bölümünü kaçış grubunun içinde, kalanınıysa kazalar ve rüzgarlarla kaosa sürüklenen pelotonda yapabilir. Üstelik buna Vuelta’da bir etap zaferi ve sene sonu kazanılan gökkuşağı mayoyu da ekleyebilir. Çünkü söz konusu Yeşil Dev Sagan olduğunda bunların hepsi mümkün. -Erman Öner-

sagan

 

9. “Ben ve Mahrez, Siz Hepiniz.”

Dürüst olacağım. Geçtiğimiz sezonun başında Premier Lig’de küme düşmesini beklediğim ilk üç takımdan biriydi Leicester. Benim gibi düşünenlere orta parmağı çeken isim Nigel Pearson ve “değersiz” gibi görünen kadrodan var ettiği dirençti. Bu sezon ise farklı hikaye var. Vardy ve Mahrez’in hikayesi. İkisinin de nerelerden buralara geldiklerini biliyoruz. Ancak asıl etkileyici nokta geldikleri noktada ortaya koydukları tutarlı performans. Rekorlar kitabına giren bir tutarlılık. Jamie Vardy’nin arka arkaya 11 maçta gol atması. Peki senaryoyu biraz değiştirsek nasıl olur? Bu iki adam yine bu listede olur muydu? 24 Ekim Cumartesi günü, Hangeland ayağındaki topu basit bir şekilde rakibe değil de kendi takım arkadaşına vermeyi başarmış olsaydı mesela. Futbol gerçekten ilginç bir oyun. -Gökhan Deniz-

jamie

8. “I was Expecting the Ball.”

90. dakikada kazanılan penaltıyı Sergen’den başkasının atması, berabere giden bir maçta son saniye şutunun Kobe’den başkasının kullanması, 4×100 bayrak yarışının son 100 metresinde bayrağı Bolt’tan başkasının taşıması gibi bir şeydi 49. Super Bowl’da yaşananlar. Takımının ve ülkesinin yıldız figürü Marshawn Lynch, muhteşem bir sezon geçiren muhteşem bir atletti ve bu muhteşem sezonu şampiyonlukla sonlandırmak için bu hayatta en iyi yaptığı şeyi bir kez daha yapmalıydı. Topu eline alıp koşmak; hem de sadece 1 yard (90 cm)! Maalesef Seahawks’ın “akıllıları” bir adım atmak yerine topu atmaya karar verince hem Lynch hem de Seattle şehri kahroluyordu. 2015’in en önemli olaylarından birisi olan bu dramatik finalin ikinci perdesinde ise, olayın düğümü Ritchie filmlerinin finallerini andıran bir şekilde çözüldü. Amerikan basını ile arası hiç olmayan Lynch hissettiklerini tam bir ay sonra, Türkiye’de NTVSpor’a verdiği mülakatta açıklayarak; sadece Amerikalılara değil, tüm dünyaya beklenmedik bir final yaşattı. -İlkay Barboros-

linç

 

7. Neredeyse…

82­6 veya %93.18’lik galibiyet yüzdesi… Sadece bu rakamlar bile neredeyse kusursuz bir tenis sezonunu özetlemeye yetiyor. Bu sayıların başrolünde ise tenis dünyasının “Joker”i Novak Djokovic bulunuyor. Gerçi bu sezonun kusursuz olmasını engelleyen maç olan Novak’ın Stanislas Wawrinka’ya kaybettiği Roland Garros finalini geri getirebilmek için; sırf bu sene değil kariyeri boyunca kazandığı kupaların veya aldığı galibiyetlerin çoğundan vazgeçebileceğini söylemek hiç de yanlış olmaz. Çoğu bireysel sporda karşımıza çıkan başarılı sporcuların korkulu rüyası haline gelen doping suçlamalarından DjokerNole da nasibini aldı. Bütün sene boyunca ortaya atılan ve kendisine doping etkisi yarattığı vurgulanan “Oksijen Çadırı” yöntemiyle ilgili iddiaların aslı astarı var mı bilinmez ama her ne olursa olsun bu muazzam sezon lekelenmeyi haketmiyor. -Can Doğan-

novak

 

6. Atletizmde Karanlık Çağ

2015 yılı atletizm tarihi kronolojisinde en karanlık dönemlerden biri olmaya aday. 2014’ün son çeyreğinde Alman ARD kanalında yayınlanan belgeselde, Rusya Atletizm Federasyonu’ndaki sistematik doping ve rüşvetin gün ışığına çıkmasının ardından çıkan dalgalar her geçen gün artarak bir tsunamiye dönüştü. IAAF ve WADA’daki üst düzey yetkililerinin içinde bulunduğu olaylar silsilesinde, rüşvet karşılığında doping dosyalarının göz ardı edildiği ortaya çıktı. Bu konudaki en çarpıcı detay; 2001-2002 yılları arasında 5.000 atletten alınan toplam 12.000 kan örneğindeki incelemelerde, o dönemde kazanılan madalyaların üçte birinin şüphe uyandıran doping testlerine sahip olduğunun ortaya çıkmasıydı. Üstelik hiçbirinin madalyası geri alınmamıştı. IAAF Başkanı Diack’ın da rüşvet, para aklama ve yolsuzluk suçlamarının ardından görevi bırakması gelinen noktanın vahametini gözler önüne serdi. -Sargın Tekşal-

diack

 

5. Splash Brother ve Çetesi

2015 yılında Splash Brothers ve çetesi, tempolu basketbolun bayrağını Everest’e dikmeyi başardı. Warriors’un 40 yıl sonra gelen NBA şampiyonluğuna ek olarak, 2015-16 sezonuna yaptıkları akıl almaz başlangıç da bu listedeki yerlerini sağlamlaştırdı. 13 Aralık’ta Milwakuee Bucks tarafından sonlandırılan 24 maçlık seri, Amerikan spor tarihinin en iyi başlangıcı olarak tarihe geçti. Agresif, tuttuğunu koparan, ateşli, rakiplerine (hatta kimi zaman takım arkadaşlarına) karşı sinir savaşları yaratan Jordan ve Kobe gibi büyük ustaların yanında, Stephen Curry farklı bir tarzda süper yıldız olarak ortaya çıktı. Zamansız, hatta çoğunlukla yersiz üç sayılık atışları ile sadece hançeri saplamıyor, aynı zamanda onu döndürüp rakibine tatsız bir acı veriyordu. Kalıpların dışında bir takım ve Curry önderliğindeki Warriors 2015’te basketbola damgasını vurdu. -İlkay Barboros-

gsw

 

4. “Burası Kasıyor, MSN Var mı?”

Eskiden internet bağlantısının yavaşlığından muzdarip gençlerin hezeyanını özetleyen bu klişe, günümüzde ise sıkıcı bir maça maruz kalmış futbol izleyicisinin duygularına tercüman oluyor adeta… 2015’te beş kupa kaldırarak muhteşem bir yılı geride bırakan Barcelona, bu süreçte tam 180 gol kaydetti ve bir önceki yıl ezeli rakibi Real Madrid’in 178 golle kırdığı rekoru devraldı. Bu gollerden 137’sinin altında ise Messi-Neymar-Suarez üçlüsünün imzası var. Messi’yi yaklaşık iki ay sahalardan koparan sakatlık yaşanmasaydı bu sayılar nerelere varırdı bilinmez; fakat açıklamalarından anlaşılıyor ki “Leo” gözünü 2016’ya dikmiş bile: “Daha iyisini yapmak zor olacak ama deneyeceğiz, her zaman olduğu gibi…” -Doruk Leloğlu-

msn

 

3. “Her şeyimi Verdim. Burada Olduğum için Mutluyum.”

Takvim yaprakları 7 Temmuzu gösterdiğinde Gatlin Diamond Ligin bir ayağı olan Lozan’da piste çıkmış ve 9.75 koşarak Bolt için hayatı biraz daha zor hale getirmişti. Sonrasındaysa Amerikalı sprinter tebrikleri kabul etmek yerine kameraya sert bir bakış atarak sus işareti yapmayı tercih etti. Mesajın kime olduğu belliydi ve ikili arasında kılıçlar çoktan çekilmişti. Bundan yaklaşık bir buçuk ay sonra atletler Dünya Şampiyonası için Kuş Yuvasına çıktığında Bolt’un sezon içi en iyi derecesi 9.87’ydi. Gatlin ise tam 5 kere 9.80’nin altına inmenin verdiği özgüvenle Pekin’de bulunuyordu. Formsuz ve sakatlıklarla geçen sezona rağmen Bolt neden tarihin en büyük atletlerinden biri olduğunu ispatlarcasına önce 100 m.’de sonra da 200 m.’de altına ulaştığında, duygularına hakim olmaya çalışan Gatlin bu sefer kendine uzatılan mikrofonlara, ”Her şeyimi verdim ve burada olduğum için mutluyum” diyecekti. -Erman Öner-

gatlinvsbolt

 

2. En Değerli Oyuncu

2015 yılını geri bırakırken, Pau Gasol’un Euro 2015’te yaptıklarına değinmemek söz konusu olamazdı. Genelde basketbolda kısa oyuncuların ön plana çıkıp takımı sırtladıkları, uzun oyuncuların ne kadar katkı verirlerse versinler sadece yardımcı oyuncu olduğunu görülür. Özellikle bu durum kısa süreli olan şampiyonalarda daha bir ön plandadır. Bazen de Nowitzki gibi, Tony Parker gibi yaşı ilerlemiş bayrak isimlerin takımların motivasyonunu yükselttiğini, istatistik kısmına değil ama ruh kısmına çok önemli katkılar yaptığını görürüz. Ama Gasol adeta bu klişeye isyan edercesine grup maçlarında durumu pek parlak gözükmeyen İspanya’yı sadece ruh katarak değil, istatistik hanelerini de yıkıp geçerek öyle bir performans gösterdi ki hem rakiplerin hem bizlerin hem de İspanya kadrosunun önünde hazır ola geçmesini sağladı. Turnuvanın MVP’si seçilirken 25.6 sayı 8.8 ribaund 2.9 asist ortalaması yakaladı. Ama öyle bir yarı final oynadı ki ev sahibi Fransa’ya karşı. Tam İspanya nakavt olmak üzereyken tek başına sahneye çıkıp 40 sayı atması bile o maçta yaptıklarını anlatmıyor. Hele yaptığı bir smaçtan sonra karelere yansıyan bir çığlığı var ki o fotoğraf bu yazının özeti olarak söylenebilir. 2016 Rio’dan sonra bir Gasol yazısında görüşmek üzere… -Alican Aydın-

gasol

 

1. Daha Çok Para

Bir numarada, yeni yılda etkisini spor dünyasına fazlasıyla hissetirecek, sonuçlarıyla birçok değişikliğe neden olacak FIFA skandalı var. Krizin merkezindeki isim Sepp Blatter 98’den bu yana futbolu yöneten isimdi. Son 15 yılda futbolun özellikle ekonomik yönden zenginleşmesinde katkısı yadsınamaz. Afrika ve Asya gibi gelişmemiş-gelişmekte olan coğrafyalarda futbolun gelişmesi için çalışmalar da yaptı. Ancak bu fayda esamesinin değeri, yaptıklarının ortaya çıkması ile yerle bir oldu. Oğluna ve yakın çevresine sağladı ekonomik faydaları zaten biliyorduk, ancak son dönemde ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzluk iddiaları (8 yıl men cezası aldığı için artık iddia da sayılmaz) akıl alır gibi değil. Bu durumun kısa vadeli etkilerini şimdiden görüyoruz. Büyük firmalar FIFA ile olan sponsorluklarını iptal ediyorlar. Dünya Kupası hazırlıkları ne durumda kimsenin haberi yok. Katar meselesi ne olacak Allah bilir. Neyse… Bu mesele bir kitabın konusu olacak kadar uzun ve karışık. Futbolseverler olarak beklentimiz: Yeni seçimde güvenilir bir ismin başkan olması ve kaybolan itibarın yeniden kazanılması için gerekli çalışmalara bir an evvel başlanması. Peki Blatter? O zaten yedi nesil sonrasına yetecek miktarı ülkesinin bankalarında garanti altına almıştır. -Gökhan Deniz-

fifa

Comments (0)

write a comment

Comment
Name E-mail Website