Giriş Gelişme Sonuç

Gerçek Bu Kapağın Altında

Untitled design (1)
Posted: 8 Mart 2016, 14:06   /   by   /   comments (0)

İlkay Barboros


Türk Milleti’nin en sevdiği işlerden birisi, kapak yapmaktır. En elit ve ince işlenmiş kapaklardan tutun da en seviyesiz olanına kadar yapılan tüm kapakları severiz. Zengin ve güçlü tarihimiz boyunca yapılan kapaklar, genelde sohbetlerin ve eğitimlerin baş konusu olmuş, 7’den 70’e yapılan sosyal sohbetlerin ucundan kıyısından bir yerinde yer almayı başarmıştır. Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail’e verdiği “Herkes yediğinden ikram eder” ayarı ve Mustafa Kemal’in “Geldikleri gibi giderler” sözüyle övünür dururuz. Bunların yanında bir de Star gazetesinin, olaylı Galatasaray – Leeds United maçının ardından attığı “Two Size” manşeti gibi bir çapsızlık örneğini bile ayakta alkışlayanların olduğu bir toplumdayız malesef. Kapağın niteliğin değil niceliğine önem veren bir toplum…

Milenyum çağının en tartışmasız kapaklarından birisi dört sene önce tarafımıza yapıldı. Birazdan bu detaylara gireceğiz. Buna verdiğimiz tepkinin de detaylarına da bakmaya çalışacağız. Şimdilik şunu söyleyerek burada bir ara vereyim: Tüm başarıları sonuç odaklı ilerlemeler ile gelen ve bu sayede elde edilen irili ufaklı zaferlerin hepsiyle övünüp, birileri bu başarılara eleştiri getirdiğinde onu hakaret etmekle, iftira atmakla veya çekememezlikle suçlayarak kendi kabuğumuzun içinde tüm “düşmanlar”a kafa tutabileceğimizi sanan kibirli bir toplumuz. Sistemimiz ile ilgili bir eleştiri geldiğinde top tüfek kuşanıp saldırıya geçiyoruz, çünkü sistemimizi kutsallaştırdığımız başarılarımızın üzerinden yazıp çiziyoruz. Sistemimizin olmadığı aklımıza, dahası işimize gelmiyor.

  • Aslı Abla Arkandayım!

2012 Londra Olimpiyatları’nda (yine bir İngiliz organizasyonu, düşman topraklar) 1500 metre kadınlar finalinde Aslı Çakır Alptekin ve Gamze Bulut ilk iki sırayı aldılar ve Türkiye’ye bir altın ve bir gümüş madalya kazandırdılar. Tarihin en yavaş 1500 metre finalinde, yarışı birinci sırada bitiren Aslı Çakır Alptekin, 4:10:23 koştu. Yarı finallerde koşulan en yavaş derece, Avustralyalı Kaila McKnight’a ait 4:08:44’lik dereceydi. Bu yavaş yarışın galibi iki Türk olunca, hatta bu iki Türk tarihte daha önce elde edilmemiş bir başarıya imza atınca samanlık seyran oldu.

Deliler gibi kutluyorduk. Bir anda tüm ülkenin gözü bu iki kadına çevrilmişti (ülkenin tahminen %99’u bu iki ismi ilk defa duyuyordu, sistem gibi sistem). Tarihi başarılarını, en doğal haklarıyla kutlayan bu iki kadın, teşekkürlerini yöneticilere iletiyor, ülkenin ve yöneticilerin isimleri tüm dünyaya haykırılıyordu. Final koşusunu anlatan TRT spikeri Cüneyt Kıran gözyaşlarını tutamamıştı. Nasıl tutsundu ki? Adam hayatının belki de en önemli spikerlik deneyimini yaşıyor ve bunu zaferle taçlandırıyordu.

Ülkedeki binlerce sporsever de gözlerine inanamayışlarını deli gibi çığlıklarla bastırmaya çalışarak kutladı bu zaferi. Onlar Türkiye’nin yeni kahramanları olmuştu. Hem de ne kahramanlar! Süreyya Ayhan’dan sonra ekşiyen yüzlerimizi güldüren iki kadının hikayelerini konuşmayı çok sevmiştik. Gamze Bulut’un yarışlara okulun bahçesinin etrafında koşarak hazırlandığını, Aslı Çakır’ın “doping üzüntüsü”nden sonraları eşi olacak antrenörünün ısrarlarıyla kendini toparladığını (ısrar dediğin böyle olur) ve altın madalyaya uzandığını keyifle okuduk. Yarış esnasında Gamze Bulut’un son 200 metrede yaptığı atak ile ön sıralara çıkmasını ve bu esnada “Aslı abla, arkandayım!” diye bağırdığını da destanlara gururla ekledik. Yarışı ilk iki sırada tamamlayan atletlerimiz gözyaşları içinde birbirlerine sarılarak, tüyleri diken diken eden bir mutluluk tablosu çizdi. Ertuğrul Özkök, yazısında fedakar Anadolu çocuğu, Allah vergisi yetenek, vatan ve Atatürk sevgisi ve vicdan vurgularıyla milleti şişirdikçe şişirmişti, örnek olarak. Yazısında yer alan “… kadına yol açan bir medeniyetle gelen kızlar.” ifadesi ise şakaysa komik, ciddiyse daha da komikti. Ama işin heyecanından bunu da göremedik.

  • Kapağın Sahibi Ortaya Çıksın

Gelgelelim, akabinde bu tabloda görmek istemediğimiz bir fırça darbesi geldi. Yarışta esame listesinde yer alan İngiliz bir atlet (fitne karıştıran bir düşman, yine İngiliz), Lisa Dobriskey’in yaptığı bir açıklama tüm Türkiye’nin damarına bastı. İngiliz atlet “Bunu söylediğim için başım belaya girebilir, ancak eşit seviyede yarıştığımıza inanmıyorum.” dedi. Bunu nasıl söyleyebilirdi? Yarışı 10. sırada tamamlayan başarısız bir atlet nasıl bizi bu şekilde itham edebilirdi? Düpedüz çirkinlik, hasetlik içeren bu hakareti kabul etmemiz mümkün değildi!

Untitled design

Nitekim öyle de oldu. Ana akım medya, hemen olayın üstüne atladı. Ama yanlış yerden atladı. Bu iddianın varlığını kabul etmek ve kamuoyunu bu iddia hakkında bilgilendirerek gerçekleri ortaya çıkarmak için kimse çabalamadı maalesef. Tek bir ağızla, çirkin bir itiraf olarak nitelendirdiler. İngiliz basını olayın ciddiyetini belirtmek için Aslı Çakır Alptekin’in 2004 yılında doping kullanımı nedeniyle aldığı 2 senelik cezanın önemini vurguladı. Doping iddiasına inanmayanlar da bu yarışın tarihin en yavaş yarışı olduğunu ve doping kullanımı olsa bunun daha farklı olacağını öne sürdüler. Avrupa bu şekilde altları doldurulmuş tartışmalar içindeyken tartışmanın muhattabı Türkiye’den gelen açıklamalar neşemizi daha da arttırıyordu. Dönemin Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç “Sporcularımız dopingi halktan alıyor” diyerek meseleye bilimsel olarak yaklaşırken, Gamze Bulut “İngiliz atlet kendi halkı önünde başarılı olamadı ve İngilizler bizi ayakta alkışladı. Lisa bunu kıskanmış olabilir” diyerek meseleyi o kurnadan bu kurnaya çirkef sıçraması olarak nitelendirdi. En güzel açıklamaları ise sona sakladık… Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi konuyla ilgili olarak “Ciddiye bile almıyoruz” derken (bunu açıklayacak bir şey yazamadım), altın madalyanın sahibi Aslı Çakır Alptekin “Meyve veren ağaç taşlanır. Bu açıklamalar onun karakterini gösterir.” dedi. Öncesinde doping geçmişi olan bir atlet tarafından, yarışa inanmayan temiz bir atlete söylenecek en isabetli cümleler…

Türkiye tarafından gelen bu açıklamalar tabi ki okları Lisa Dobriskey’e çevirmeye yetti de arttı. Sosyal paylaşım sitelerinde, sözlüklerde, basın organlarında, halk arasında Lisa’nın açıklamalarının nedeni hakkında (tamamen Lisa’ya yönelik bir nefret ve karalama kampanyası şeklinde) konuşuldu, ancak kimse bu açıklama doğru olabilir mi acaba demedi. Yarışta 10. olmuş başarısız bir atletti, haydi 4. olsa neyseydi (önemli olan eşit şartlarda spor yapmak değil, kazanmaktır felsefesi). Kendi başarısızlığını gölgelemek için başarılı olanlara çamur atıyordu (başarılı olanlar başarılı olmak için yasal olmayan yöntemlerle öne geçiyor olabilirdi, bunun ne önemi vardı?).

Peki kim haklı çıktı?

Yarışı Lisa Dobriskey’in önünde bitiren 9 atletin altısının üstü çizildi. Geçtiğimiz hafta içinde IAAF 2. sıradaki Gamze Bulut’a ve 5. sıradaki Abeba Aregawi’ye tedbir koydu. Aslı Çakır Alptekin zaten 8 yıl men edilmişti. Lisa’nın şüpheleri, gecikmeli de olsa haklı çıkmıştı. Koca ülkenin hakkında atıp tuttuğu, hatta işi hakaret boyutuna kadar taşıdığı, üstünden karakter analizleri yaptığı kadın haklıydı.

Peki kim kazandı?

Galibiyet için yasal olmayan yollar deneyerek kendine avantaj sağlayan ve diğer rakiplerinin başarı hakkını elinden alan sporcular gerçek kazananlar değildi. Yapılan bütün yasadışı uygulamaları görmezden gelen ve halının altına süpürenler de kazanamadı. Lisa’yı derecesinden ötürü aşağılayan herkes de kaybeden taraftaydı. Lisa kazanmıştı. Sadece dürüstçe edişelerini belirttiği için cadı avına maruz kalan bir sporcu, haklı çıkmıştı. Milyonlarca insana söylediklerini yutturmuştu. Bu öylesine büyük bir lokmaydı ki, özür bile dileyememiştik.

Hiçbir şey başaramayınca etrafa çamur atmak sadece bize özgü bir davranış değil sanmıştık, yanılmışız. Bir sporcunun performansları kıyaslayabileceğini unutmuş, tecrübelerinden yola çıkarak gördüklerini söyleyebilmesini kabullenememişiz. Sadece Dünya Şampiyonası ve Olimpiyat Oyunları zamanında ortaya çıkan, diğer zamanlarda atletizm ile ilgilenmek yerine salyalar saçarak futbol gazeteciliği yapan ulusal basının, “Türklük” imajıyla şişirip halkı galeyana getirdiğini görememişiz. Bunu bir iddia olarak kabul edip, işlerini yaparak araştırmaktansa, bir hakaret olarak görüp herkesin bize karşı olduğu imajının halka yedirilmesine müsade etmişiz. Çünkü gerçek gazetecilik para kazandırmıyor, mevki ve terfi getirmiyor… Kendinden olanı yedirmeyip, doğru söyleyeni kazığa oturtmak bu ülkede kendini başarılı zannetmenin ön koşulu oluyor.

Yazı bitmeden ekleyeyim. Bu mağlubiyeti en ağır şekilde kimler yaşadı diye soracak olursanız, iyi niyetine şahsen inandığım Cüneyt Kıran derim.

Günün birinde Lisa Dobriskey’in de doping yapmadan kariyerini noktalamasını ve hayatını bu tarz sorunlarla mücadele ederek geçirmesini dilerim. Umarım dopingden uzak durmayı başarır, çünkü doping sebebiyle spordan uzaklaşmaktan sıkıldık.

Comments (0)

write a comment

Comment
Name E-mail Website