Olympıa

Savaşın Gölgesindeki Tesadüf

Untitled design
Posted: 4 Nisan 2016, 14:00   /   by   /   comments (0)

Burak Balcı


1956’nın Ekim ayında, Sovyet hegemonyasındaki devlet yönetiminin baskıcı tutumundan sıkılmış Macar halkı, bir öğrenci hareketinin yaktığı kıvılcımla özgürleşme adına meydanlara inmişti. Bu başkaldırıya SSCB hükumetinin tepkisi çok sürmedi ve Kasım ayıyla birlikte -Doğu Almanya, Polonya ve Çekoslovakya’da yaptıklarına benzer şekilde- tanklarla, top atışlarıyla ve piyadelerle bu devrim girişimini oldukça kanlı bir biçimde bastırdılar. 200 bin civarı askerle Budapeşte’ye gelen Sovyet ordusunun yarattığı tahribat ‘binlerce ölü ve tutuklu’ ile ifade ediliyordu.

Ülkesinin başkentinde bu denli büyük olaylar yaşanırken, şehrin dışındaki bir dağda kampta olan Macar sutopu takımı, son 4 olimpiyatta kazandığı 3 altın ve 1 gümüşle domine ettiği sporda istikrarını devam ettirmek için çalışıyordu; zira Kasım sonu olimpiyat oyunları başlayacaktı(1). Komünist rejimle ilgili bir sıkıntı yaşamadan Melbourne Olimpiyatları’na rahatça hazırlanmak için Çekoslovakya’ya gitmiş olan takım, olayların vahametinden habersiz bir şekilde sadece şehirden yükselen dumanları görüyor ve çatışma seslerini duyuyordu. Oyuncular Avustralya’ya uçtuktan sonra gazetelerden okudukları haberler sonucu ülkelerinde nasıl bir vahşet yaşandığının farkına varmışlardı. Olimpiyat süresince havuzda oyuna konsantre olmaya çalışırken akıllarının bir köşesi de aile ve yakınları için duydukları endişe ile meşguldü.

Bu şartlar altında devam eden oyunlarda kaderin bir cilvesi olarak SSCB ve Macaristan final grubunda karşılaşacaklardı. 6 Aralık’ta oynanan maçta Sovyet takımı adeta deplasmanda gibiydi. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Avrupa’dan Avustralya’ya çok sayıda göçmen işçi gitmişti ve onların içindeki Macarlar da olimpiyattaki bu maç için tribünlerdeki yerlerini almışlardı. Onlara ek olarak, Soğuk Savaş döneminde Sovyetlerin karşı kutbunda olan ABD ve Avustralya vatandaşlarının da katılımıyla tam bir Macar tribünü vardı Melbourne ’de. Macarlar zaten bu maça ayrı bir konsantrasyonla hazırlanıyorlardı ve ekstra bir tribün desteğine ihtiyaçları yoktu ancak, tribündeki atmosfer de onları maç öncesi iyice kamçılamıştı.

SSCB’nin Macaristan’ı siyasi olarak baskı altında tuttuğu yetmezmiş gibi, başarısız olduğu sutopunda da dünyanın zirvesinde olan Macarların antrenman metotlarını ve maç taktiklerini kopyalamaya çalışıyor ve doğal olarak da Macarların sinirlerini zıplatıyordu. Son yıllarda her karşılaştıklarında gergin maçlara sahne olan bu eşleşmenin harareti Melbourne Olimpiyatları’nda zirveye çıkmıştı. Yıllardır Sovyetlerden yakalarını kurtarıp tam bağımsız olamamalarının yanında bir de son bir aydaki işgalin eklenmesi sonucu, Macar sporcular bu maçı Sovyetlere cevap verecekleri mecra olarak görüyorlardı.

Macarlar maç öncesi ve sırasında Sovyetleri tahrik eden konuşmalarla onları düzenden çıkarmayı hedefleyerek maça hazırlanmışlardı. Zaten havuzda da maç esnasında centilmenlikten ve olimpizm ruhundan eser yoktu. Maç içinde karşılıklı olarak sürekli itiş-kakış, laf dalaşı ve kural dışı temas vardı. Oyuna döndüğümüzde ise Macarların tam hâkimiyeti söz konusuydu. Oyundaki üstünlüklerini 4-0’lık skorla rakiplerine kabul ettiren Macarlar artık maçın bitimi için kalan son bir dakikayı geriye sayarken maçın kendi gerginliğini de aşan bir olay yaşandı. SSCB’li Valentin Prokopov Macarların 21 yaşındaki genç yeteneği ve dönemin dünyadaki en iyi oyuncularından Ervin Zador’a yumruk attı. Zador’un açılan kaşını ve suya karışan kanı gören seyirciler için de bu olay bardağı taşıran son damla oldu ve sahaya atlamaya başladılar. Gergin geçeceği önceden belli olan bu maç için hazır bekleyen polis de anında olaya müdahale ederek olayların büyümesini engelledi. Yetkililer de maçı hemen o an 4-0 Macaristan lehine tescil ettiler.

Untitled design (1)

Yoluna devam eden Macarlar, SSCB’ye 2 gol atmış olan yıldızları Zador’dan yoksun çıktıkları grubun son maçında da Yugoslavya’yı 2-1 yenerek altın madalyaya ulaşırken SSCB ise bu olimpiyatta aldığı bronz madalyayla yetinmek zorunda kalacaktı. Kaşındaki 8 dikiş ve takım arkadaşlarının aksine sivil kıyafetleriyle madalya törenine katılan Zador hem mutluluktan hem de ülkesindeki büyük kargaşadan ötürü ülkesine geri dönemeyeceğini bildiğinden dolayı gözyaşlarına boğulmuştu(2). Fakat Zador’un olimpiyatlarla son kesişmesi 1956 Melbourne olmayacaktı.

Tarihe “Sudaki Kan Maçı (Blood in the Water Match)” olarak geçen bu olayın 50.yıldönümü olan 2006’da o maçın öyküsünü anlatan iki tane film yayınlandı: Macar yapımı “Zafer Çocukları (Children of Glory)” ve yapımcıları arasında Quentin Tarantino’nun da bulunduğu “Özgürlüğün Öfkesi (Freedom’s Fury)”. Hatta Tarantino bu filmin hikâyesi için “anlatılmamış en iyi hikâye (the best untold story ever)” gibi bir ifade kullanmıştı. Melbourne Olimpiyatları ve bu filmlerin çekilmesi arasındaki sürede ise Ervin Zador hayatına ABD’de devam etmişti. Başlarda sutopu antrenörlüğü yapmak istemiş ancak ülkedeki seviyenin çok düşük olmasından dolayı vazgeçerek birikimini daha iyi seviyede olan yüzücülere aktarmayı tercih etmişti. Yapımcıları, Freedom’s Fury filminin hikayesini, 1968 ve 72 Olimpiyatları’nda ortalığı birbirine katan ve toplamda 9 altın 1 gümüş ve 1 bronz madalya kazanan ABD’li efsane yüzücü Mark Spitz’ten nakletmişlerdi çünkü Spitz’i yetiştiren antrenör Ervin Zador’dan başkası değildi.


(1) Normalde yaz aylarında düzenlenmesine alışık olduğumuz Olimpiyatlar bu sefer Ekvator’un güneyinde düzenleneceğinden dolayı kış aylarında gerçekleşecekti.

(2) Bu durum Zador’a has değildi zira Macar olimpiyat takımının yarısı ve hatta toplamda 200 bin civarı Macar vatandaşı da ülkedeki durumdan dolayı başka ülkelere iltica etmek zorunda kalmışlardı.

Comments (0)

write a comment

Comment
Name E-mail Website