Giriş Gelişme Sonuç

Bir Varoluş Mücadelesi

sinan-guler-galatasaray-odeabank-istanbul-is-eurocup-champ-2015-16-eurocup-finals-2016-eb15
Posted: 3 Mayıs 2016, 13:48   /   by   /   comments (0)

Hüseyin Bayraktar


Juventus 2006 Calciopoli skandalı sonrası küme düştüğünde, Pavel Nedved’in söylediği rivayet edilen bir söz vardır. “Takım küme düştüğünde futbolcular gider, adamlar kalır.” Galatasaray basketbolunun geçen sene sonrası bu sene yaşadıklarının başlangıç hikayesi de Juventus örneğindeki kadar derin olmasa da dibe batmış bir takımın, bu sözün öznesinde yer alan birkaç adamının yaktığı ateşle başlıyor aslında.

Galatasaray erkek basketbolu için 2015-2016 sezonunu en iyi özetleyecek kelime bütünü “varoluş çabası”dır. Bu varoluş çabasını bir sonuca dönüştürmek, kanıtlamak ve savaşı kazanmak için eldeki en iyi ol Eurocup şampiyonluğuydu. Dışarıdan bakıldığında, her ne kadar bu ülke basketbolda kupalar alışkın bir ülke olmasa ve bu kupa ülkeye şimdiye kadar gelen en büyük kupa olsa da, bu kupa çok büyük bir anlam taşımıyordu basketbol kamuoyu için. Ama Galatasaray takımındaki oyuncu topluluğu için aynı iddiada bulunmak imkansız. Geçen seneki yüz kızartıcı sezon sonrası, Euroleague de uzun bir sure elden gitmiş gözüküyorken,

Galatasaray’ın elindeki tek şans, Galatasaray’ı benimsemiş, hırslı bir koça sahip olmasıydı aslında. Ergin Ataman’ın yaptığı büyük maddi fedakarlık, tüm yaz boyunca kadroyu oluştururken, kamuoyuna söylemese de oyuncularına anlattığı Eurocup hedefi, seçtiği “kendini kanıtlama isteği olan, varoluş çabası içindeki oyuncular” Galatasaray basketbolunun batmamak için sahip olduğu tek şansı, kazanılan bir savaşa dönüştürdü.

alex-renfroe-fc-bayern-munich-ec15-photo-galatasaray

Geçtiğimiz sezon yaptığı fiziksel fedakarlığın ardından yaptığı maddi fedakarlık ile bu takımda kalan Sinan,  savaşacağı bir taraftar ve koç uğruna, onca teklife ragmen daha az paraya takımda kalan Micov, kazanılan her maç sonrası maçta harcadığı eforu hırsını göstermeye harcayan Lasme, kardeşi öldükten 3 saat sonra, kulüpte hiç kimseye birşey söylemeden maça çıkan Schilb, eli kırıldıktan sonra yaşadığı hayal kırıklığının kamçıladığı, geri döndikten sonra 29 yaşında olduğundan bambaşka bir oyuncuya dönüşebilecek kadar hedefe, koçuna ve takıma inanmış Mccollum, basketbolu bırakmış, evinde gazetesini okuyan, takıma katılıp neye ihtiyaç varsa orada en mükemmelini veren Chuck Davis  Galatasaray’ın sezonunu, sezonun anlamını anlatıyor bize aslında.

Geçen sene kurulan takımın yarı bütçesine kurulan bu takımda başlarda en önemli nokta, herkesin görevinin belli olduğu akıncı oyundu. Green’ın sakatlığı ise tüm dengeyi bozdu aslında. Micov’un 4, Schilb’in serbest 3 oynadığı, savunmada yardım getirme sorunu yaşayan, topun elde kaldığı, akışını kaybeden oyun da sezonun geri kalanında çok da iyi bir oyun planı değildi. Sezon boyunca çok iyi oynadığı maç sayısı da bir elin parmaklarını geçmez bu takımın. Son 2 ayda ise “şu maç iyi oynadık” diye gösteremezsiniz bile. Olay şu ki, amaç da bu değildi. Tek amaç bu takımın varoluş çabasından zaferle ayrılması ve Eurocup’ı kazanmasıydı. Bunu da Ergin Ataman’ın hırsı ve oyuncuların karakteri kazandırdı. Bu takım daha iyisini yapamazdı, ama zaten bunu bile kimse beklemiyordu onlardan.

Galatasaray Abdi İpekçi’de çeyrek finaller öncesi son maçı olan Dinamo Sassari maçı dahil tüm eleme turlarında rakiplerine çift hanelerde fark atmasına rağmen, deplasman maçlarında hep ekstra özveri sayesinde kurtuldu. Karşıyaka deplasmanında fark açılmasını McCollum’un 13 ribaund 3 bloğu önlüyordu mesela. Bayern Münih deplasmanında ise fark iki kez 11’e çıkarken Micov arka arkaya 4 üçlük atıp ilk maçtan elden gidecek turu kurtarıyordu. İçerdeki maçlarda takım her sıkıştığında koltuğundan kalkıp gelen Chuck Davis tarihe geçmek istiyor, Canaria deplasmanında Micov kimsenin yürüyecek hali kalmamışken McCollum ile beraber tüm takımı sırtlayıp, üstüne blok ile maçı bitiriyor, TRT Spor spikerinin tüm maç boyunca söylediği tek doğru sözü kanıtlıyordu: “Bu artık teknik, taktik değil, bu başka bir şey, bu inanmışlık.”

Z7B0991-1280x720 (1)

Galatasaray basketbolu var olma mücadelesini kazandığından, seneye daha iyisi olmak zorunda. Bu savaş hem kendi yönetimine, hem de Euroleague’e karşıydı ve iki tarafın da bir bahanesi kalması artık. Seneye belki bambaşka bir hikaye yazılacak bu takım özelinde. Ne bütçesi, ne koçu ne planları ne de oyuncuları belli olan bu takım için ilerisini kestirmek güç. Fenerbahçe özelindeki kurumsallığa sahip olmayan bu yapıdan başka türlüsü de beklenemez zaten. Ama bu takımın ana parçaları oyuncuları, takımda kalmak istiyor, takımı daha iyi yerlere getirmek istiyorsa, bu bir şeyler anlatıyor olmalı.  Bu seneki takım, tarihteki en başarılı, en zevkli, en değerli takım olmayacak belki, ama en anlamlı takım olacağı kesin.

Geçen sene Erceg’in “pick savunmasında kaldırmadığı el”di Galatasaray. Bu sene ise Micov’un her zaman doğru yerde oluşu, Schilb’in forvetteyken pick üzerinden müthiş bir pasla ters dipteki boş oyuncuyu görüşü, Göksenin’in yaptığı harika savunma sonrası dipten bulduğu üçlük, Davis’in birebir üzerinden bulduğu şut, McCollum’un fade-away üzerinden bulduğu sayı, Lasme’nin vurduğu blok, attığı orta mesafe şutu ve en çok da Sinan’in finalin sonunda çaldığı top sonrası haykırışıydı bu takım. O haykırıştı zaferi getiren. Öyle olduğu için kazandı bu takım. Kendini kanıtlamak isteyen bir takım, kendini kanıtlamak isteyen, var olmaya çalışan bir koç ve oyuncularla kazandı bu kupayı. Başka türlüsü de olmazdı. Öyle olduğu için bu kupa çok anlamlı.

Öyle olduğu için tarihte yerleri apayrı.

Comments (0)

write a comment

Comment
Name E-mail Website