Giriş Gelişme Sonuç

Galiptir Bu Yolda Mağlup

Untitled design
Posted: 21 Mayıs 2016, 14:40   /   by   /   comments (0)

Burak Balcı


Türk sporseverler için 2016 Dörtlü Final’i uzun yıllar hatırlanacak bir heyecan ve mutluluk hikâyesi olarak tarihteki yerini aldı. Sonuçta kupaya uzanamamış olmak birçoğumuzda hayal kırıklığı yaratmış olsa da, anlık pozisyonlara takılıp kalmak yerine büyük resme baktığımızda kendimizi iyi hissettirecek bir sürü başka faktör var aslında. 15 Mayıs Pazar gecesi çok mutsuz olan birçok taraftarın, olayın üzerinden zaman geçtikçe ve harareti azaldıkça, şöyle arkalarına yaslanıp daha sağlam bir kafayla değerlendirdiklerinde aslında Fenerbahçe’nin ne kadar önemli bir şey başardığını daha iyi kavradıklarını düşünüyorum. Bu başarının neden bu kadar kıymetli olduğuna, Dörtlü Final’in sahip olduğu dinamiklerden bahsederek başlayalım:

Uzun ve yoğun bir sezonun finalinin tek bir hafta sonuna sıkışması bir yandan -Euroleague yönetiminin tercih ettiği şekilde- heyecan, coşku ve ilgiyi arttırırken öte yandan maçların akışının büyük oranda günlük performanslara bağlı olması, öngörülmesi zor olan maç içi performanslara ve favorilerin genelde kazanamadığı sürpriz sonuçlara sebebiyet verebiliyor. 2012’de İstanbul’daki Dörtlü Final’de Olympiakos’un 19 sayı farktan geri gelerek tarihin en güçlü kadrolarından birine sahip olan CSKA’yı yenip şampiyon olması ve bir sezon sonra yine kadro olarak ağır basmadığı organizasyonda bunu tekrarlaması yakın tarihin en büyük Dörtlü Final sürprizleri arasında sayılabilir. Benzer şekilde Maccabi’nin 2014’te şampiyonluğa ulaşmasını da çok kişi beklemiyordu. Ayrıca o sene Tyrese Rice’ın ve geçen sene artık 35 yaşında basketbolu bırakma dönemine yaklaşmış Andres Nocioni’nin Dörtlü Final’in En Değerli Oyuncusu (MVP) seçilmeleri de son yıllardaki sürprizler arasındaki yerlerini aldılar. İlk anda aklıma gelen ve daha da çoğaltılabilecek bu örneklerden çıkaracağımız sonuç şudur ki, Dörtlü Final normal sezondan bağımsız bir şekilde değerlendirilmeli. Yapılan hataların telafisinin normal sezona kıyasla çok daha zor olduğu, teknik-taktik uygulamaların yanında mental direncin de hiç olmadığı kadar önem arz ettiği, lider oyuncuların maçların kaderini büyük oranda değiştirebildiği(1) ve tecrübenin oyuncu kalitesinden daha önemli olmaya başladığı bir organizasyon Dörtlü Final. Örneğin geçen sene normal sezon MVP’si olan Bjelica’nın Dörtlü Final’de sinmesi, bu sene muazzam bir sezon geçiren Vesely’nin beklenenin altında kalan Dörtlü Final performansıyla benzerlik gösteriyor. Vesely’nin 1/10 serbest atış isabetiyle oynamasını mental olarak çökmesinden başka ne ile açıklayabiliriz ki? Benzer şekilde bütün sezon boyunca takımın sürükleyicileri olmayan Sloukas ve Antic’in Dörtlü Final’de çok iyi işler yapmasını buraları defalarca oynamış olmalarına bağlayabiliriz doğal olarak.

Bunun dışında, Fenerbahçe’nin şampiyon olamamasına hayıflanmak yerine, Dörtlü Final’deki diğer takım başarılarına bakarak bu seviyede zirveye çıkmanın ne kadar zor olduğunu görmek daha iyi hissettirecektir diye düşünüyorum. Bu sene Fenerbahçe’nin çeyrek finalde elediği Real Madrid, bundan önceki üç sezonda üst üste final oynamasına rağmen sadece 2015’te şampiyonluğa ulaşabilmişti. Benzer bir örnek olarak 2012 ve 2013’te üst üste iki yıl şampiyon olan Olympiakos’un onlardan önceki son şampiyonluğunu 1997 yılında kazanabildiğini, son üç yılın ikisinde Dörtlü Final’e katılamadığını ve hatta bu yıl ikinci tur gruplarından bile çıkamadığını sayabiliriz. Daha da bariz bir örnek olarak Fenerbahçe’nin finaldeki rakibi CSKA’ya bakmamız aslında tek başına iyi bir yol gösterici: Yıllardır büyük yatırımlarla Avrupa basketbolunun zirvesini zorlayan CSKA, son 14 yılda 13 kez Dörtlü Final oynamasına rağmen sadece 3 şampiyonluk gördü ve bu seneden önce son şampiyonluğunu 2008’de kazanmıştı. Sözün özü, Euroleague’de sürekli zirvede kalmak büyük takımlar için bile çok zor ve şampiyon olabilmek tamamen bir ayrıcalık. Üst üste iki sene bu seviyede kalabilmiş Fenerbahçe için artık hedef bu başarıyı yinelemeye çalışmak. “Sürekli olarak bu seviyelerde kalabilmeyi” alışkanlık haline getiren bir takım olabildikten sonra şampiyonluğun elbet bir gün geleceği çok aşikâr.

Untitled design (1)

Bu kadar Dörtlü Final bahsinden sonra gelelim Fenerbahçe’nin bu seneki performansına. Burayı oynamayı yavaş yavaş öğreniyor sarı-lacivertliler. Geçen sene yarı finalde Real Madrid karşısında, bu seneki finale benzer şekilde ilk yarıda yirmi sayıyla geri düşmüştü Fenerbahçe ve maç orda bitmişti aslında. İkinci yarıdaki geri gelme çabaları biraz cılız kalmıştı. Bu sene de yarı final maçı pek istendiği gibi geçmedi aslında. Çoğunluğun favori göstermediği Laboral Kutxa dersine çok iyi çalışmıştı ve Fenerbahçe’nin oyununu çok bozdu. Ama baskı altında Fenerbahçe iyi reaksiyon vererek maç sonundaki kritik topları iyi oynadı ve sezon boyu gösterdiği performansın çok altında kaldığı bu maçı uzatmaya götürerek orada işi bitirdi. Finale gelindiğinde ise ikinci periyotta yine dağılan bir oyun ve devre sonunda skor tabelasında 20 sayılık bir fark vardı. Bu farkın ardından, -özellikle son periyotta- Obradovic’in de devre arasında söylediğini öğrendiğimiz “bu takımın buraya gelmesini sağlayan karakteri” ortaya koyan ekip tarihte eşine pek az rastlanacak bir geri dönüş hikâyesine imza attı. Şampiyonluğa sadece bir ribaunt kadar yaklaşan ve uzatmada maçı kaybeden Fenerbahçe artık önündeki yıllara bakacak. Ancak bundan sonraki yıllarda hedef, maçları bu kadar zor yerlere getirmemek olmalı. Artık maç içlerindeki o kopma anlarını asgariye indirip maç sonunu bu kadar sıkıntıya sokmamalı sarı-lacivertliler. Madrid’ten Berlin’e gelirken gösterilen gelişmenin devam etmesi de bunu sağlayacaktır zaten. Gelecek sene Dörtlü Final’in büyük bir ihtimalle İstanbul’da oynanacağının dillendirilmesi, Fenerbahçe’nin bu gelişimini sürdürüp evinde kupa kaldırması hayalini birçok taraftara kurdurmaya yetiyor. Film senaryosu gibi evet ama bir yandan da bir o kadar mümkün. Kim bilir, belki de seneye Mayıs’ta Fenerbahçe’nin şampiyonluk yazısı yazarım…

Neyse, birkaç satırlık hayalden sonra yine bu seneye dönelim ve biraz da hakem mevzusuna değinelim. Ben genelde hakemin oyundaki faktörlerden birisi olduğunu kabul edip olaylara bu çerçeveden bakma taraftarıyım. Herhangi bir sporda nasıl ki oyuncular ve çalıştırıcılar hata yapıyorsa, hakemler de hata yapabilir. Taraftarı sinirlendiren nokta kendi takımları dışındaki bir faktörün sonuca bu kadar etki etmesi oluyor. Destekledikleri takımın personelinden kaynaklanan bir hatayı daha rahat sineye çeken taraftar konu hakem olduğunda aynı bakış açısını gösteremiyor. Teknik olarak alınamayan o son ribauntta veya oyunun herhangi bir yerinde oyuncuların yaptığı bir hatayla hakemin yaptığı hata arasında bir fark yok. O yüzden “Şampiyonluğumuz çalındı!” diyerek isyan etmek doğru bir bakış açısı değil bence. Evet, hakemler oyunun kaderine etki edecek birden çok hata yaptı CSKA maçında. Bu kadar yakın geçen bir maçta daha da rahatsız edici olduğunu da kabul ediyorum. Ancak bu ne ilk oldu ne de son olacak. Yılardır birçok spor dalında kritik maçlarda hakem kararlarıyla bazı takımlar lehine durumlar oluştuğunu görüyoruz ve bu durum sporun ve insanın doğası gereği devam edecek. Değiştirebileceğimiz bir konu olmadığından dolayı da hakem kararlarına kafayı bu kadar takmak bizi yıpratmaktan başka bir işe yaramıyor.

Sonuç olarak geriye dönüp baktığımızda Fenerbahçe kulüpler bazında Türkiye tarihindeki en büyük başarıyı elde ederek kapattı bu Euroleague sezonunu. Son saniyede kaçan şampiyonluğa veya hakem yönetimine takılmadan bu takımı alkışlayıp bunun mutluluk ve gururunu yaşamak lazım. Bundan sonraki yıllarda da, son dönemlerde yapılan yatırımlar ve sahip olunan yeni salonla(2) birlikte her sezon Euroleague şampiyonluğu hedefiyle yola çıkılmalı. Tabi bu hayalin gerçeğe dönüşmesi için birinci şart basketbol şubesinin bu yatırımlara devam etmesi. Obradovic’le kurulan bu yapı artık zirveye oynamaya alıştı ancak maddi konulardaki geri gidiş bu heyecanı kursakta bırakabilir. Bakalım bu yaz ne tür gelişmeler olacak ve çıkılan bu seviyede kalmaya devam edilebilecek mi? Parasal mevzuların sıkıntı olmayacağını umarak yazıyı sonlandırayım: Son iki sezondaki başarıları sürekli hale getirebilirsek, dramatik bir şekilde kaybedilen bu finalin aslında uzun vadede elde edilecek başarılar için bir başlangıç noktası olduğunu ileriki yıllarda görebileceğiz. Daha nice Dörtlü Final heyecanı yaşamak ve bu temenninin gerçeğe dönüştüğünü görebilmek umuduyla…

(1) 2012 ve 13’te Spanoulis’in, 2007 ve 11’de Diamantidis’in Dörtlü Final performansları gibi.

(2) Euroleague’de 16 Ocak 2015’ten beri sahasında oynadığı 21 maçtan hiçbirini kaybetmeyen Fenerbahçe’nin sahası Ülker Sports Arena an itibariyle Avrupa’da en korkulan deplasman durumunda.


 

Comments (0)

write a comment

Comment
Name E-mail Website