Markaj

Tek Bir Hayatı İki Kişi Yaşayanlar: Sinan ve Muratcan Güler

yazıkapak
Posted: 23 Temmuz 2015, 04:34   /   by   /   comments (1)

Ne kadar çok insan bulduğu deniz yıldızlarını denize atarsa, o kadar iyi bir dünyada yaşarız diyor Sinan. Sadece basketbolda değil, hayat içinde de ayrılmaz bir ikili olan Güler Kardeşler, o deniz yıldızlarını denize atan gruptan oldular hep. Tandem ilk ayında Sinan ve Muratcan Güler’i  markaja aldı.


Sporcular yılın bu dönemlerini genellikle tatil için ayırırlar. Ulaşmak, iletişim kurmak son derece zorlaşır. Gayet normal. Ancak bu normalliğin ötesinde, Güler kardeşler Temmuz ayının başında, Özyeğin Üniversitesi’nin spor tesislerinde, gençler için oluşturdukları basketbol kampındalar. Her gün geç saatlere kadar neredeyse herşey ile ilgileniyorlar, hayran olunası bir enerjiyle. Peki aslında ne vaat ediyor ve ne amaçlıyor Güler Legacy? Sinan Güler cevaplıyor: “Bu programa 2010 yılında başladık. Bu yıl beşincisini düzenliyoruz. Asıl hedeflediğimiz nokta babamdan da eskiye dayanan basketbol geleneğini devam ettirmek ve basketboldan elde ettiklerimizi paylaşabileceğimiz herkesle paylaşmak. Bu projenin içinde basketbolun yanında sosyal sorumluluk boyutu da var ve asıl amacı o şekillendiriyor.”

Peki sosyal sorumluluk bilinci ile basketbolu nasıl bir araya getirdiler? Muratcan Güler: “Bu projenin en güzel yanı Doğu illerinde daha zor şartlar altında yetişen arkadaşlarımıza daha iyi ve eşit fırsatlar sunuyor olması. Kampın bütün masraflarının yarısını biz karşılıyoruz, burs veriyoruz. Bu şekilde yaklaşık 200 oyuncuya ulaştık. Buraya gelen çocuklar döndüklerinde sadece basketbol eğitimi ile değil Özyeğin Üniversitesi gibi okullarda kendilerini geliştirmeleri için fırsatların olduğunu öğrenerek ve bunu yapabileceklerini görerek  dönecekler. Aklında üniversite eğitimi olmayan arkadaşların üniversite eğitimine başladıklarını görmek bizim açımızdan en büyük mutluluk ve bu işi sürdürmekteki en büyük motivasyon.”

“İdmana gidememek en büyük cezaydı.  Ancak kırık not getirmezsek idmana gidebilirdik ve bu sayede derslerimizde de başarılı olabiliyorduk. Böyle bir döngü yaratmıştı annem.”

Güler kardeşler en üst seviyede rekabet etmeyi başaran iki önemli sporcu. Bu noktaya gelmelerinde bir çok faktör etkili oldu. Bu faktörlerin en etkilisi tandemin üçüncü ve en önemli parçası Necati Güler’i soracakken araya Muratcan giriyor: “Bu noktada hep babamdan söz ediliyor. Annem açıkçası bu durumu biraz kıskanıyor. Çünkü bizim sporcu olmamızda onun da çok büyük katkısı var. Tahmin edersiniz ki babamın çok yoğun bir programı vardı ve bizimle genellikle annem ilgilenirdi. Bize babamızı örnek gösterirdi. Babam da çok disiplinli bir sporcu olduğu için kaytarma şansımız yoktu. Zaten ikimizde basketbolu çok seviyorduk. İdmana gitmemek bizim için en büyük cezaydı. Kırık not getirmezsek idmana gidebilirdik ve bu sayede derslerimizde de başarılı olabiliyorduk. Böyle bir döngü yaratmıştı annem. 

Ailedeki mevcut basketbol geleneği olmasaydı aynı yoldan devam edebilirler miydi peki diye sorduğumuzda Muratcan devam ediyor: “Bu çok zor ve cevabını bilemeyeceğimiz bir soru. Ben zaten ilk maça gittiğimde iki aylıkmışım. O dönemden itibaren babamın her maçına giden ve bir basketbolcunun hayat düzeni nasılsa ona ayak uyduran çocuklar olarak yetiştik. Sinan da hem benim hem babamın etkisi altında büyüdü. Babamın maçlarına pek yetişemedi belki ama 2 yaşından itibaren beni izledi. Basketbol hayatımızla özdeşleşti. Ama buraya gelmemizde kendi bireysel çalışmalarımız da etkili oldu tabiki.”

Bu gelişim içinde ve bu kadar basketbol ile iç içe bir yaşamda kahramanlar giriyor devreye. Muratcan ilk başlarda kahramanlarının babaları olduğunu düşünürken, yaş ilerleyip olgunlaştıkça Haluk Yıldırm’ı ve onun basketbol tarzını örnek almış kendisine. Sinana göre ise kahramanları daha uçuk. Muratcan Sinan’ın bacağındaki Flash dövmesine gönderme yaparken, Sinan gerçek kahramanlarını anlatyor: Benim kahramanlarım daha uçuk. İlki de Michael Jordandır. NBA global hale gelirken ve endüstrisini büyütürken, oyunun büyümesine büyük katkısı oldu. Biz de onunla beraber büyüdük. Tanışma şansı bulduğum, kampına katılabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. İkincisi de Pete Maravich. Sadece videolardan izlesem de, hayat hikayesi, basketbol tarzı ve karakteri beni çok etkiledi.”

Untitled design (2)-page-001

“İkimizin de dayanamadığı tek bir şey varsa, o da çalıştığımız genç oyuncuların kaytarmak için yapmaya çalıştıkları küçük hinlikler. Verilen işi tam olarak yapmak çok önemli. Bu şekilde şampiyon oluyorsunuz.”

Sporcuların karakterindeki kodlar saha içindeki tarzlarını da şekillendirir. İki kardeşin saha içindeki tarzlarından yola çıkarak karakterlerindeki farkları ve ilginçliklerini soruyoruz. Sinan’a göre ikisi kardeş olmalarına rağmen çok farklı karakterler ve bu farklılık birbirlerini tamamlamalarını sağlıyor: “Mesela abim Güler Legacy ile ilgili bir fikirle gelse ben onu hemen onla çarpabiliyorum. Bu noktada daha hayalperestim. Bunun yanında abim basketbola 7-8 yaşında başladı ben ise 5 yaşında. Çok fazla hareketli olduğum için enerjimi sahaya yansıtmam için abimin peşinden salona yollandım. Annem benden kurtulmak için yaptı tabiki bunu. Ama o hareketlilik yeteneğimi sahaya yansıtmam için bana fırsat sundu ve benim için basketbol nefes almak gibi bir işleve büründü.”

Muratcan sessiz, daha ağırbaşlı ve içine kapanık olduğunu kabul ediyor ama ekliyor: ”Ben Sinan’a göre çok daha takıntılıyım mesela. İlginç takıntılarım vardır. Aslında evlilik ile birlikte biraz törpülendi şimdilerde. Mesela evlenmeden önce isim sırasına göre düzenlenmiş DVD koleksiyonum vardı (Sinana göre projeksiyonundan tut, yönetmen ismine kadar bir sıralama mevcutmuş aslında ama Muratcan çok detaya girmiyor.)  ama şu an nerde diye sorsanız cevap veremem. İnsanların takıntılarını yaş ve hayattaki değişimler etkiliyor. İkimizin de dayanamadığı tek bir şey varsa, o da çalıştığımız genç oyuncuların kaytarmak için yapmaya çalıştıkları küçük hinlikler. Verilen işi tam olarak yapmak çok önemli. Bu şekilde şampiyon oluyorsunuz.

Tamamen iki farklı parça iken, bir bütün haline gelebilmek önemli. Fakat en çok neyi beraber yaparken keyif alıyorlar, ya da neyi asla beceremiyorlar? Muratcana göre Sinan’ın Şiledeki evinde beraber vakit geçirmek en sevdikleri şey: O kadar yoğunuz ki sezon içinde, buraya gelip kendi rutinimizden uzaklaşmak ve gündelik rutini keşfetmek bize çok iyi geliyor. Birçok şey öğrenmeye çalışıyoruz. Mangal yapmayı yeni yeni öğrenebildik. Büyük oğlum da bize çimleri biçmeyi öğretiyor. En beceremediğimiz şey de bu. Çim biçmek, bahçe düzenlemek. Neyse ki çocuklar bu işte bizden daha yetenekli.

” Açıkçası geçtiğimiz yıllarda takımın tercümanı rolündeyken bu yıl insanların sözünü taşıyabilen biri olmaya başladım. Benim için farklı bir sorumluluk oldu.”

Özellikle basketbolda yaş ilerledikçe takım içindeki rollerde değişiklik gösterebiliyor. Patlayıcılığın en üst seviyede olduğu genç yaşlarda daha fazla çembere giden bir oyuncu, yaşı ilerledikçe oyununun merkezine şutlarını koyabiliyor. Muratcan 35, Sinan ise 31 yaşında. Peki bu dönüşümü nasıl yaşadılar? Söz önce büyüğün: “Dönüşüm noktalarında ‘ben hala yapabilirim’ hırsı var. Bu noktada işin içine zekayı ne kadar katabilirseniz o zaman takım içinde daha ağabeylik, kaptanlık gibi diğer oyunculara örnek olabilecek rolleri elde edersiniz. Ne kadar yapabileceğinize inanıp, kendinizi dönüştürürseniz, o kadar saygı görür ve motivasyonunuzu yüksek tutabilirsiniz.” Küçük kardeş hala smaç vurabiliyorum diyerek giriyor araya: “Ben idmanlarda sıçrayıp hoplarken bana söylenen ilk şeylerden biri bunun devam etmeyeceği idi. İlk başlarda umursamazdım ama bir süre sonra iniş takımlarında sıkıntı olabiliyor. Ek olarak takım içindeki ilişikliler, antrenörün ve yöneticinin sana karşı yaklaşımı da değişiyor. Açıkçası ben bu sene ilk defa hem saha içinde hem saha dışında takımdaki rolümün önemli olduğu bir noktaya geldim. Takım tüm sene birçok sıkıntı çekti ama benim için özel bir sezon oldu. Bu durum bana çok şey kattı ve  ilerleyen dönemlerde bu tecrübelerin bana çok faydalı olacağını düşünüyorum. Açıkçası geçtiğimiz yıllarda takımın tercümanı rolündeyken bu yıl insanların sözünü taşıyabilen biri olmaya başladım. Benim için farklı bir sorumluluk oldu.”

Sezon içerisinden aklımızda kalan en anlamlı anın altında Sinan Güler imzası var. Zisis ile çarpışmaları ve ayağa kalkar kalkmaz rakibine gidip nasıl olduğunu sorması. Maçın önemi, salondaki atmosfer ve davranışındaki saflık unutulmaz bir kare yaratıyor. Olayın kahramanı ne düşünüyor?: “O davranışımın altındaki sebep annem. Küçüklüğümde böyle durumlarda kulağımdan tutup karşı taraftan özür dilettiği için benim için aslında gayet normal bir andı.” Muratcan ekliyor: “Küçükken Sinan’a taş kafa derdik, çarpıştığı herkes daha çok hasar alırdı. Sinan da kendini öyle bulunca acaba çarpıştığım insana ne oldu diye düşünmüş. Zaten ilk anda Zisis olduğunun da farkında değilmiş.” Bu olayın çok konuşulmasını ülkenin içinde bulunduğu spor atmosferinden kaynaklı olduğunu düşünüyor Sinan: “Maalesef sporun içinde göremediğimiz ve fanatizmin körüklediği dış etkenler sporun bize oyun olduğunu unutturabiliyor. Yere düştüğüm anda aklımdan geçen rakibe ne olduğu ve beni tribünde izleyen kız arkadaşım idi.  Ayağa kalktığımda zaten ilk yaptığım iş Zisis’e gidip nasıl olduğunu sormak oldu. Ki sonradan pozisyonu izlediğimde özür dilemesi gereken tarafın da ben olması gerektiğinin farkına vardım. Rekabetin yanında ön plana çıkması gereken taraf bu. Sonuçta herkes  ne kadar çok denizyıldızını suya geri atarsa o kadar iyi bir dünyada yaşıyor oluruz.”

Untitled design-page-001

“Olimpiyat ateşini sporcu olarak yakın bir noktadan görebilmek en büyük hedefim.”

Eylül ayında Milli Takım heyecanı yaşayacağız. Sinan Güler ise bu heyecanın ana parçalarından biri olacak. Geçtiğimiz sezonda ortaya koydukları ile turnuva öncesi çok şey vaat ediyor. Eylül ayındaki hedefleri sorduk: “Her şeyden öte ilk hedefimiz olimpiyatlara gidebilmek. Kariyerimde en çok istediğim şey olimpiyat oynamak. Ailede babam, abim ve ben de Üniversiyat oyunlarına katıldık, fakat bu bambaşka bir olay olacak. Maçtan ziyade olimpiyat ateşini sporcu olarak yakın bir noktadan görebilmek en büyük hedefim. Takıma bakacak olursak da bu sene diğer ülkelere göre jenerasyon değişimi bizde biraz daha farklı şekilde oldu ama genç ve tecrübeli oyunculardan oluşan bir takım olmamızın avantajlarını sahaya yansıtacağımızı ve Almanya’da oynayacak olmamızın da bize ikinci bir ev sahipliği yaratacağını düşünüyorum.”

Son yıllarda alt yaşlarda elde edilen milli başarılar dikkat çekici. Bu noktada genç milliler ne vaat ediyor? 3–4 yaşlık çok önemli bir jenerasyon yakaladığımızı düşünüyor Muratcan: U-18’den başlayarak çıtayı çok yükselttiler. Avrupa şampiyonlukları ve önemli dereceler elde ediyoruz. Her turnuvaya madalya almak için gidiyoruz. Bu gelişim şu andaki jenerasyon sayesinde oldu. Çok önemli oyuncularımız da var, mesela Furkan Korkmaz. Ama bizim asıl problemimiz yetenekten öte bir sonraki seviyede bu oyuncuları ne kadar kullanabildiğimiz. Şu anda yüksek seviyelere çıkma potansiyeli vaadeden Furkan’ı görebiliyorum ben. Son yabancı oyuncu kuralı ile birlikte yerli oyunculara fırsat çok azalıyor. Bunu hem üzülerek hem de sevinerek söylüyorum geçtiğimiz sezonun en önemli oyuncusu Sinan’dı. Yeteneklere maalesef fırsat yaratamıyoruz.”

“Açıkçası ben San Antonio oynamıyorsa pek açıp maç izlemiyorum. Hadi o kadar acımasız olmayayım Playoffları da takip etmeye çalışıyorum. Ama Euroleague’de Top 8’ten sonrasını asla değişmem.”

Özellikle Türkiye’de oyuna bakış açısı ve beklentiler insanları farklı tarzları izlemeye yöneltiyor. En belirgin örneği de NBA ve Euroleague arasındaki tarz ve izleyici farkı. Bu farklılıkta nerede durduklarını sorduğumuzda hiç şaşırmıyoruz ve tam da onların karakterlerini yansıtan bir cevap alıyoruz. Sinan Güler: “Tabi ki Euroleague. Müthiş bir takım oyunu, zeka ve savunma. NBA müthiş bir pazarlamaya sahip bir organizasyon ve müthiş fiziklere sahip oyuncuları var. O fiziklerin neler yaratabildiğine hayran kalıyorsunuz. Fakat basketbol oyun olarak Euroleague’de çok daha iyi oynanıyor. Açıkçası ben San Antonio oynamıyorsa pek açıp maç izlemiyorum. Hadi o kadar acımasız olmayayım Playoffları da takip etmeye çalışıyorum. Ama Euroleague’de Top 8’ten sonrasını asla değişmem. Takım oyunu çok daha keyif veriyor. Nba Finallerinde bile bireyselliğin hakim olduğunu görebiliyoruz. Neyse ki o noktada Andre Iguodala çıktı ve onlara bunun böyle olmaması gerektiğini biraz olsun ispatladı ve hak ederek MVP oldu.” Muratcan Nba’deki mali koşulların inanılmaz boyutlara gelmesine rağmen, Avrupalı oyuncuların Nba’e gitme ve Euroleague tercihlerinin değişebileceğini düşünüyor: “En önemli örnek Sergio Llull. Yüklü bir kontratı reddetti ve burada efsane olmayı seçti. Şimdi Cedi, ileride Furkan da buraları deneyebilirler fakat burada kalıp inanılmaz oyuncular da olabilirler.”

Peki bu bakış açısıyla nasıl bir ilk 5 oluşurdu merak ettik biz de. Tam tahmin ettiğimiz gibi hepsi Euroleague’den geliyor, ve sanki çok normalmiş gibi davranarak, ikisi de tam olarak aynı isimleri söylüyorlar: “Sergio Rodriguez-Spanoulis-Devin Smith-Bjelica-Tomic.” Sinan bir ekleme yapıyor son anda: “Ne olursa olsun almayacağım tek bir isim var: Lebron James.”

Röportaj: İpek Sezer-İlkay Barboros

Düzenleme: Hüseyin Bayraktar-Gökhan Deniz

Fotoğraf/Video: Erman Öner-Gökhan Deniz

Comments (1)

write a comment

Comment
Name E-mail Website